oldkevase

EL-CEVAB

Uzun zamandır sabahların külfeti ağır geliyordu bünyeme. Uyandığım an kardelen çiçeğinin güneşle buluşmasını canlandırıyor beynim, kalbimle ittifak hâlinde…
Sembolizmin bana verdiği yetkiye dayanarak kurduğum girişe sembolizmi terk ederek devam edeceğim. 

Birkaç gündür her slow motion rûyadan sonra öldürmüyor güneş beni. Hayır yastığımı ayak kısmına koymuyorum. Hayır salyalarım akmıyor uyurken. Kardelen çiçeği hayatımı anlatmıyor birkaç gündür. Kardelen çiçeğini kokluyorum her sabah. 

Böyle iyi.
 

EMCAL

Karma ne amına koyim? Karma ne amına koyim? Karma ne amına koyim?
Siz kimsiniz amına koyim? Siz kimsiniz amına koyim? Siz kimsiniz amına koyim?

Çoğunluğun davranışını kıstas alan herkesin de amına koyim. Ama karma ne? karma ne amına koyim?

Tonlamalar. Diiiit Diiiiit.

Kafamın içinde 1 ay içinde yetiştirilmesi gereken inşaatın temelleri atılıyor. Beynim infilak etmeli mi? Dişlerim sızlıyor. Elimi yıkarken diş macununun açık olan kısmından sabun kaçtı hep. Yatmadan bir kısmını boşaltıp öyle fırçalayayım dişlerimi.

Pal

Gözlerini açtığında odanın o iğrenç renkli duvarını gördü. Algılaması zor olmadı zîra 3 yıldır aynı duvar(-lar)a bakıyordu. Rengi farklıydı sadece. Duvar duvardır dedi. Demedi. Duvara bakan hiçbir insan duvar duvardır demezdi. Lâkin duvar o an duvardı. Sola doğru kıvrıldı. ,Sağ eli uyuşmuş gibiydi. Üzerinde enteresan izler seyir ediyordu. Kızarmış izlere baka kaldı. Hoşuna gitti bu sahne. Gülümsedi ama dudakları hiç açılmadı. Elindeki izlere dokunmaya başladı. Sonra üzerindeki çarşafı ayağıyla iteledi. Dörtte birlik kısmı halının üzerine doğru düştü. Uyandığı pozisyona tekrar döndü. Tavana bakmaya başladı. Tavan da bir duvardı en nihayetinde. Ve o sabah duvar, hiç olmadığı kadar duvardı. Beynine bir iki sinyal gönderdi. Yüzünü yıkamadan ayılmak istedi belki de. Uyuşmuş eline tekrar baktıktan sonra havaya kaldırdı. Kan gitmeye başlamıştı artık. Kırmızılıklar pembeleşiyordu, uyuşma oranı son sürat azalıyordu. Elini uzatabileceği en üst noktaya uzattı. Parmaklarını gerdirdi. Tavana tutuyordu. Gözleri ona bu oyunu oynuyordu. Ve o bu oyundan memnundu. Yine gülümsedi. Bu sefer dudakları da açıldı. Duvar onundu. Bu sahne çok fazla sürmedi. Sağ el tekrar yatağın üstüne indi. Sol elini yumruk yaptı. Kim bilir ne düşünüyordu. Çok fazla düşünmedi. Zîra sol eli eski hâline tekrar döndü. Yataktan kalkmak için bir çaba sarfetmeye niyeti yoktu. En azından bazaya yapışan sırtı bunu anlatmaya çalışıyordu. Ya da başka bir şey. Sol dizini kırarak kaldırdı. Sonra diğerini de. Hâlâ kafası yastıktan ayrılmamıştı. Dizlerini sonuna kadar kapadıktan sonra tekrar uzattı ayaklarını. Sol topuğu yataktan dışarı taşıyordu. Gözleri üç-dört saniye kapalı kaldı. Açtığında ise dolabın üstündeki Mevlana baskılı kupa bardağı gördü. Çok fazla şey hatırlatıyordu o bardak Fırat’a. O kadar kez o bardağa takılmıştı ki gözleri, artık hatırlattığı sahneler bir tekrar dizisine dönüşmüştü. Her seferinde aynı yoğunlukta duyguyu yaşatmayan lâkin her seferinde de bir şekilde kendini izleten diziler. İçinden ”siktir et” der gibiydi. Çevirdi gözlerini hatıraların ezici ağırlığından. Bardakla gözleri arasındaki bağ kopar kopmaz unuttu anıları. Uyuşan eline tekrar baktı. Kahkaha attı.
Tekrar kapattı gözlerini. Çarşafı yere doğru tekmeledi.
Duvarın rengi iğrenç bir yavruağzı tonuydu.

AVLIK

Gözlerimin içinden fışkıran enerjiyi kontrol etmelisin.
Baktığımda sana
Sıçrayan göz yaşlarının masamın üzerinde bıraktığı ıslaklığı…
Dibinde iz kalmış bardağın anlamsızlığını kontrol etmelisin.
Beni değil
Yatağın üstündeki çarşafın anlamsızlığını
Koltuğa neden koltuk dediğini sorguladın mı sen hiç?
Hayır sorgulamadın.
Çünkü buna izin vermediler. Kim?
Sen.
Buna izin vermeyen o ağdalı beynin.
Örümcek ağları ördürttüğün beynin.
Örümcek kutsal hayvandı. Ama sen o kutsal hayvanı da öldürttün.
Beynin sensin. Sen beynin değil.
Sahipler değişti artık.
O yazıyor, sen oynayamıyorsun bile.
Sadece o yazıyor.
Bu dakikadan sonraki herhangi bir zafer sana ganimet getirmeyecek.
Keder.
Farkındalık ve keder.
Şimdi defol. 

ATIR-

1 Haziran 2002 - Üstü kapalı uzak doğu harikası Sapporo Stadyumu’nda 32.218 biletli seyirci var. Almanya ile Suudi Arabistan karşılaşıyor. E Grubunun ilk maçı. Maçın özelliği; kupanın favorilerinden Almanya’nın turnuvada ilk kez sahaya çıkacak olması. Kimse Suudi Arabistan’ın ne yapabileceğiyle meşgul değil. Zîra bu giriş de bir destanın ilk satırları değil. 

20. dakikada soldan gelen ortada henüz o zaman 24 yaşında olan dünya kupaları müptelası Klose vuruyor kafayı Muhammed Al-Deayea’nın soluna. 5 dakika sonra Ballack’ın soldan ortasında yine aynı köşeye atıyor Klose. Ballack 3. golü de Al-Deayea’nin soluna bırakıyor. Al-Deayea solunu kapatamıyor. Picamalı kaleci çaresiz bir ifadeyle kaleden topları çıkarmaya başlıyor. Devre bitmeden Carsten Jancker skoru 4-0’a çekiyor. Soyunma odasına girerken Al-Deayea’nın surat ifadesi her şeyi anlatıyor. 2. yarı başladıktan 45 dakika sonra Ubaldo Aquiano’nun düdük sesi o karizmatik statta yankılanıyor. Skorbordda 8-0 yazıyor. Rudi Völler ağır adımlarla soyunma odasına yürüyor. Büyük kaptan Sami Al-Jaber takımına bakıyor. Al-Deayea’nın gözleri dolu…

Muhammed Al-Deayea 2006 Dünya Kupasından sonra milli takımı bırakıyor. Oynadığı son maçtan sonra milli maç sayısı ”178”e çıkıyor. Bu bir dünya futbol tarihi rekoru. Milli formayı en çok ıslatan futbolcu olarak formayı dolabına koyuyor. 2010’da da futbolu bırakıyor 11 yıl kalecilik yaptığı Al-Hilal’de.

                                                  * * *

Sabah uyandıktan sonra üstümdeki antrenman eşofmanına bakıyorum. Al-Deayea geliyor aklıma. Onunkinin diz kısımlarına süngerler vardı, bendekinin diz kapaklarında hiçbir ekstra durum söz konusu değil. Tavana bakıyorum. Al-Deayea’yım o an. Picamalarım onunkilere benziyor. Kalkıyorum ve mutfağa gidiyorum. Musluğa ağzımı dayadıktan sonra sigaramı ateşliyorum. Hâlâ Al-Deayea’yım. Aklımdan 8-0’lık Almanya maçı çıkmıyor. Jancker’in golden sonra çıkardığı formanın altında beliren beyaz vücudu, Klose’nin taklaları ve üst kısmı ahenkle dans eden saçları… 

Günlerdir, aylardır, yıllardır birbirine benzeyen her sabah gibi bu sabah da sonuna kadar sabah. Ama bugünün bir özelliği var. Al-Deayea’yım ve milli takım formasını en fazla ıslatan futbolcu benim. 1 maçta yediğim 8 gole rağmen evet benim. Yüzümü yıkadıktan sonra aynaya takılı kalıyorum. Aklıma Ahmed Hassan geliyor. Biraz bilincim açıldıktan sonra aklıma Ahmed Hassan geliyor. Milli formayı 181 kez ıslatan Ahmed Hassan. Az önce benim yarattığım Al-Deayea’nın tek övündüğü şey, zihnin biraz berraklaşmasıyla birlikte ortadan kalkıyor. 

Salona geçip televizyonu açıyorum.
Boktan hayatım start alıyor.


 

KAYIT

Bu sefer doğru yola girdim diye koşa koşa yürüyorum, yürüyerek konuşuyorum. Yüzüm gülüyor, mânâsı farklı. O bana gülüyor, benim yüzüm gülüyor. Çok basit denklem. Sonra bir x giriyor denklemin içine. Belki olmaması gereken ama bilinçsizce koyulan. Anlamsız bir x giriyor. Dünyanın en kolay denklemi çözümsüz bir soruya dönüşüyor. Niye?
Bilmem.
Çözemediğim için yine terk ediliyorum.
Yalnızlığa ittiriliyorum soruyu çözemiyorum diye.
Matematiği sevmiyorum. 

KASİS

Kime, olmayan birine, birine, birisine yolculuğa çıkmıştım su üzerinden seyahat eden bir toplu taşıma aracıyla. Toplu taşımasalar da beni taşıdılar en azından, çok fazla kişi yoktu hafta içi aynı rotayı tekrar tekrar çizen feribotta. Yol boyunca neden ve niye gittiğimi bilmeden, çok da düşünmeden uyukladım. Az uyumuştum ve azalmıştım. Azalmak daha uzun soluklu ama uykusuzluk birkaç günün eseriydi. Bir ara gözlerimi açtığımda önümdeki arap turistlerin heyecanlı konuşmalarına şahit oldum. Çok da umrumda olmadı. Kapadım gözlerimi, telefonumun şarjı bitmişti. Bedenim de çökmek üzereydi. Ayakkabılarımı çıkarıp, feribotta bulduğum Bimeks ürün kataloğunu ayaklarımın altına koydum. Gözlerimi ikinci açışımda İstanbul’un ışıklarını gördüm direk. O 1 saniyelik zaman diliminde aklımdan ”durağı kaçırdım” gibi saçma sapan bir his geçti. Zîra durak diye bir şey yoktu. Bursa-Yenikapı. Fiks.
Arabası olanlar başka bir kapıdan çıkıyor. Şimdi sosyal sınıf farkına gönderme yapabilecek bir cümle kurardım da birazdan yatacağım, o yüzden söyledim farzedin. Aklıma da gelmedi zaten. Neyse; diğer kapıdaki kalabalığa ilişmeden, arabalı yolcuların indiği kapıdan saldım kendimi. 

Boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk…

Saat 8 gibi Osmanbey metrosu merdivenlerinden yukarı çıkarken ilişti gözüme, hayatımda ilk defa nefes alır vaziyette gördüğüm beden, o kadar tanıdık gelmişti ki bana, bilinçsiz bir şekilde sarıldım. Kaybettikten sonra bulmuş gibi, bulduktan sonra unutmuş gibi. Unuttuktan sonra akla düşmüş gibi. Akla düştükten sonra akıldan çıkmış gibi. Akıldan çıktıktan sonra girmiş gibi. Aklıma girdikten sonra uykum gelmiş gibi. Uykum geldikten sonra uyumuş gibi. Kalktığımda arayıp da bulamadığımı görmüştüm karşımda. Kader denen milyon yıllık ağacın gölgesi üzerimize vuruyordu Osmanbey Metrosu’nun Rumeli çıkışında. Ben sarılırken o da sol yanağımdan öptü. Sonra gülüştük.

Boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk…

Ufaktı yatağımız, ama 5 metre uzunluğunda tavanı olan dev ahizeli odada beraber uyumak için her şeyini verecek iki insan vardı. Yatak ufaktı ama uyuyacaklardı, uyuyacaktık. Arkadaki dekorda iki cansız manken vardı. Onlar da bize bakıyordu belli-belirsiz. 

Dişlerinin önü hafif çıkıktı. Güldüğü zaman güneşi kıskandıracak parlaklık ortaya çıkıyordu yuvarlak suratında. Gözleri parlıyordu. Güldüğünde daha çok dokunuyordu. Dokundukça bırakmıyordu. Bırakmadık.

Boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk,  boşluk, boşluk,  boşluk,  boşluk… 

Uyandığımızda hiç konuşmadan yarım saat boyunca sigara içmek isterdik. Bu çok havalı olmaz mıydı? Olurdu ama ne bizi çeken bir kamera ne de televizyondaki Evim Şahane programını kapatmadı kimse. Sigara aldım. İçtik. Çok konuşmadan. O gergindi, sabahları hep gergindi. En azından kendisi söylüyordu. Öptüm birkaç kez. 

Çıktık. O eve ben de Bursa’ya yol almak üzere…

‘Kim’ yolculuğum ‘O’ yolculuğuna dönüşmüştü. Dönüş yolunda Araplar yoktu ama otobüs koltuğunda sürekli horlayan bir adam vardı. Bize benziyordu. Sanırım gözlükleri vardı.

 

ARTES

Aidiyet ne büyük bir ayak bağıdır ki hiçbir yere ve hiç kimseye ait hissettirmez insanı. Ait olduğum tek yer kendi bedenim. Onu da artık eskisi kadar tanımıyorum. 

Öğlen uykuya dalmışım salonda. Uyanmaya yakın yine o slow motionu yaşadım. Yaklaşık 15-20 dakika uyanmak için dilsiz alfabesiyle konuştum. Sonunda kan gitti parmaklara. Kalktığımda biri vardı karşımda, ”bu kim be abi?” diye sorarken beynime, sorunun beyne gitmeden geri geldiğini hissettim. 10 saniye sonra da bilinç oturdu yerine. Beyin tamamlamıştı kendini.
10 saniye boyunca çekyata aittim. 

BETANORM

Dükkanın kapanmasına yarım saat kadar kalmıştı. Eve gidip uyumadan önce son bir sigara daha içeyim dedim. Paltomu giymeden kapının önüne çıktım. Sigarayı kocaman pembe çakmakla yaktım. Koyu pembe… Tam karşımda otobüs(-minibüs) beklemekte olan bir uzun saçlı. Aynı renkte atkısı ve beresi.
-O çanta olmamış.
Saçlarının bereden sıyrılan kısmı uçuşuyordu. Hava da çok soğuk be. Beklerken üşüdüğü için kamyonun arkasına geçiyor yavaş yavaş. Kendince rûzgara bir çâre bulmuş. Kıracak etkisini ucundan. Ben daha çok üşüyordum.
Herkese üşüyordu. Birinciliği berem ve paltom olmadığı için bana verdiler.
Sigaram bittikten sonra içeri girdim, o biniyor bir şeylere. O ânı kaçırıyorum. Hangi vâsıtaya bindi acep? Çok da merak etmiyorum.
Çok da merak ediyorum nereye gittiğini.
21 dakika sonra eve gideceğim.
Pembe bere, pembe atkı; çakmak gibi. 

TULUAT

Bulutlar kapanıyor hep
Siyah ışıklar, siyahlık
Sipsiyah.
Siyahın karanlığına saplanıyor tınılar.
Gecenin
Gecelerin…

Ses giriyor kulaklarından gözlerine kadar,
Siyaha bakıyor, paklanıyor gözleri.
Ve tekrar
Gecede,
Gecede kalıyor, 
Hiç bulamadığı sesleri, gecede arıyor.
Bir süre sonra kapıyor karanlığını gözlerinin.
Siyaha bakıyor.
Sipsiyah.